Doğu Akdeniz’de Jeopolitik Haritanın Yeniden Çizilmesi
Türkiye ile Mısır arasındaki diplomatik bağlar, uzun yıllar süren derin güven krizi ve karşılıklı gerilim dönemini geride bırakarak stratejik ortaklık seviyesine yükselmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülük ettiği ve desteklediği Doğu Akdeniz Gaz Forumu (DAGF) çatısı altında şekillenen, İsrail, Yunanistan, GKRY ve Mısır’ı kapsayan ittifak yapısı; başlangıçta Türkiye’nin bölgesel hedeflerini dengelemek amacıyla kurulmuş olsa da, son dönemde Kahire’nin pragmatik dış politikasıyla bu bloğun yapısında çatlaklar oluşmaya başlamıştır.
2013 sonrası süreçte Müslüman Kardeşler örgütüne karşı yürüttüğü mücadele ve iç ekonomideki bunalımlar nedeniyle Türkiye’ye karşı düşmanca bir duruş sergileyen Mısır, 2024 ile 2026 yılları arasında gerçekleştirilen cumhurbaşkanları düzeyindeki ziyaretlerle ilişkileri normalleştirme sürecini tamamlamıştır. Bu gelişmeler, iki tarafın da bozulan ilişkiler nedeniyle uğradığı zararların farkına varması ve bölgesel çıkarların çatışma alanlarından daha ağır bastığına dair zımni bir anlaşmaya varılmasıyla açıklanmaktadır.
Tariyel Arka Plan ve Güvenlik Endişeleri
Mısır, 1970’lerin sonlarında İsrail ile barış antlaşması imzalayan ilk Arap devleti olma özelliğini taşımakta olup, enerji kaynaklarındaki çıkarlarını koruma amacı doğrultusunda DAGF içinde İsrail ile bir arada yer almaktadır. Ancak ABD’den gelen ekonomik yardım bağımlılığı, Mısır’ın öncesinde sıcak ilişkileri bulunmayan Yunanistan ile yakınlaşmasını sağlayan temel faktör olmuştur.
2013 yılına kadar normal seyreden iki ülke arasındaki ilişki, 2013’ten sonra Türkiye’nin Müslüman Kardeşler lideri Mursi’nin devrilmesini takip eden süreçte ve neo-Osmanlı hırsları kapsamında Suriye, Libya, Sudan ve Somali gibi bölgelere müdahale etmesiyle gerilime dönüşmüştür. Özellikle Türkiye’nin Libya İç Savaşı’nda Trablus hükümetini desteklemesi, Mısır’ın rakip taraf olan Hafter’i destekleme kararını doğurmuştur. Benzer şekilde, Ankara’nın Sudan ve Somali’deki faaliyetleri Kahire’de ciddi güvenlik endişeleri yaratmış ve bu durum Mısır’ın ABD önderliğindeki kamplaşmaya katılmasında katalizör rolü oynamıştır.
Normalleşme Sürecinde Somut Adımlar
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Mısır’ın Türkiye karşıtı politikası pragmatik düşünceleri tamamen dışlamamıştır. İlişkilerin düzelmesi sürecinde atılan en önemli adımlardan biri, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler örgütüne yönelik desteğini sınırlaması ve Libya’da Hafter ile ilişkiler kurması olmuştur. Ayrıca taraflar; İsrail’in Gazze’deki işgali, Sudan’daki çatışmalar ve Somaliland’ın İsrail tarafından tanınması gibi konularda aynı safta yer almıştır.
13 yıl aradan sonra 2025 yılında Doğu Akdeniz’de iki ülkenin deniz kuvvetleri tarafından ortak tatbikat düzenlenmesi, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olmuştur. Mısır’ın aynı yıl Yunanistan’ın bölge için hazırladığı deniz mekânsal planlamasına itiraz etmesi de ilişkilerdeki iyileşmeye işaret eden bir diğer gelişmedir.
Savunma Sanayii ve Askeri Entegrasyon
İki ülke arasındaki iş birliği, sadece diplomatik söylemlerle sınırlı kalmayıp savunma sanayiine de yayılmıştır. Şubat 2026 tarihinde imzalanan 350 milyon dolar değerindeki anlaşmayla Türkiye, Mısır’a Tolga Kısa Menzilli Hava Savunma Sistemi ihraç edecek ve ülkede mühimmat üretim fabrikası kuracaktır. Bu anlaşmanın ardından gelen haberlerde ise Mısır’ın Kaan muharebe uçaklarını satın almak isteyen ülke listesine girdiği belirtilmiştir.
Askeri koordinasyon, Nisan 2026’da Ankara’da düzenlenen özel kuvvetler değişim programının devamı niteliğinde Haziran 2026’da Mısır topraklarında gerçekleştirilen bir hava tatbikatıyla taçlandırılmıştır. Türkiye ve Mısır Hava Kuvvetleri unsurlarının katılımıyla yapılan bu tatbikat, mevcut hava gücü sayesinde bölgede tek taraflı üstünlük kurma kapasitesine sahip İsrail’e karşı Sina, Suriye ve Ürdün hatlarında üç cepheli bir baskı mimarisinin parçası olarak değerlendirilmektedir.
Libya’da Ortak Yaklaşım ve Stratejik Mimari
En somut gelişmeler Libya sahnesinde yaşanmaktadır. Yıllarca Trablus hükümetini destekleyen Türkiye, Mısır ile yakınlaşma sonrasında Libya’nın yeniden birleşmesi için Kahire ile birlikte hareket etmektedir. 20 Haziran 2026’da Kahire’de düzenlenen ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile ABD temsilcisini bir araya getiren görüşmeler, bu iş birliğinin ilk somut adımları olarak kabul edilmektedir.
Bu yeni güvenlik mimarisinde; coğrafi derinliği, Sina hattı ve Arap dünyasındaki merkezi konumuyla Mısır’ın rolü öne çıkmaktadır. Türkiye ise İHA/SİHA teknolojileri, füze sistemleri, elektronik harp yetenekleri, deniz gücü ve güçlü savunma sanayi kapasitesiyle bu yapıyı desteklemektedir. Bu tür tatbikatlar ve koordinasyonlar, İsrail-Yunanistan-GKRY üçlüsünün Doğu Akdeniz’de kurduğu askeri-siyasi dengeye doğrudan bir yanıt niteliği taşımaktadır.
Temkinli Yaklaşım Gerekliliği ve Kalan Riskler
Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, iki ülke arasındaki ilişkilerde temkinli olunması gerektiği unutulmamalıdır. Eylül 2025’te Mısır, Türkiye-Libya anlaşması kapsamında ilan edilen deniz yetki alanının doğu sınırının kendi sınırlarını ihlal ettiğini belirterek BM’ye protesto metni göndermiştir. Ayrıca Haziran 2025’te TPAO ile Libya Ulusal Petrol Kurumu arasında imzalanan jeolojik araştırma anlaşmasının geçersiz olduğunu açıklamıştır.
ABD’nin Mısır üzerindeki baskı mekanizmaları hala güçlüdür. ABD’nin askerî yardım yaptığı 75 ülkeden 73’ünün toplamda aldığı yardım miktarı, Mısır’ın tek başına aldığı yardım miktarına eşittir. Bu durum, Washington’un Kahire üzerinde gerektiğinde etkili bir baskı uygulayabilme zemini sağlamaktadır. Dolayısıyla Türkiye-Mısır iş birliği; Gazze’den Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada koordinasyon temelinde ilerlese de, deniz yetki alanları gibi teknik meseleler ve ABD’nin bölgesel etkisi nedeniyle potansiyel gerilimlere karşı dikkatli olunmalıdır.